Makaleler


 
 
 
  

BYJong Jonglörlük Eğitimleri’nin Tabanını Oluşturan Eğitim Konulu Makaleler:

Kolb'a göre bireyler kendi yaşantılarından, deneyimlerinden öğrenirler ve bu öğrenmenin sonuçları güvenli bir şekilde değerlendirilebilir. Yaşantısal öğrenme kuramının öğrenme sürecine yaklaşımı, Davranışçı ve Bilişsel alan kuramlarının öğrenme sürecine yaklaşımlarından farklıdır. Öğrenmedeki bu farklı bakış açısına yaşantısal denilmesi; bilimsel dayanaklarını John Dewey, Kurt Lewin ve Jean Piaget'in çalışmalarından alması ve öğrenme sürecinde yaşantının önemli bir yere sahip olmasından kaynaklanmaktadır.

Kolb, yaşantısal öğrenmenin temelini oluştururken Pragmatizmin felsefik bakışından John Dewey, Gestalt psikolojisinin fenomonolojik bakışından Kurt Lewin ve rasyonalist bakıştan Fransız gelişim psikologu Jean Piaget'den etkilenmiştir. Bu özellikler, yaşantısal öğrenme kuramını, öğrenme sürecinde kişisel yaşantı ve bilincin rolünü reddeden davranışçı öğrenme kuramı ile bilginin kazanılması, yönlendirilmesi ve soyut sembollerin hatırlanmasına önem veren biliş kuramlarından ayırmaktadır.

Yaşantısal öğrenme kuramı Davranışçı ve Bilişsel Alan kuramına yeni bir alternatif getirmek yerine, öğrenmenin yaşantı, biliş, algı ve davranışın bileşimi olduğunu ortaya koymaktaydı.

Kolb'a göre yeni bilgi, beceriler veya tutumlar yaşantısal öğrenmenin dört biçimi içinde yer almasıyla gerçekleştirilebilir. Öğrencilerin etkin olabilmeleri için dört farklı yeteneğe ihtiyaçları vardır. Bunlar; somut yaşantı yetenekleri, yansıtıcı gözlem yetenekleri, soyut yetenekleri ve aktif yaşantı yetenekleridir. Yani, öğrenciler önyargı olmaksızın kendilerini yeni yaşantılara açık tutabilmeli (somut yaşantı yetenekleri), pek çok açıdan yaşantılarını gözlemleyebilmeli ve yansıtabilmeli (yansıtıcı gözlem yetenekleri), gözlemlerini mantıksal olarak sağlam kuramlar içine oturtabilecekleri kavramlar oluşturabilmeli (soyut yetenekleri), problem çözme ve karar verme aşamalarında bu kuramları kullanabilmelidirler (aktif yaşantı yetenekleri).

Kolb'e göre öğrenme sürecinin iki temel boyutu vardır. Bunlardan birincisi; soyut kavramsallaştırmadan somut yaşantıya uzanır, ikincisi; aktif yaşantıdan yansıtıcı gözleme uzanır.

Kolb'un yaşantısal öğrenme modelinde somut yaşantı ve soyut kavramsallaştırma bireyin bilgiyi nasıl algıladığını, yansıtıcı gözlem ve aktif yaşantı bireyin bilgiyi nasıl işlediğini açıklar. Yani kolb'un yaşantısal öğrenme modeline göre bireyler bilgiyi hissederek veya düşünerek algılar, izleyerek veya yaparak işlerler.

Kolb, yaşantısal öğrenme kuramını, somut yaşantı, yansıtıcı gözlem, soyut kavramsallaştırma ve aktif yaşantı yeteneklerini içeren dört aşamalı bir döngü olarak tanımlamıştır.

Kolb'un tanımladığı dört öğrenme şeklinin özellikleri ve öğrenme etkinlikleri aşağıda kısaca açıklanmıştır.

1. Somut Yaşantı
Yaşantı ve problemlerle kişisel olarak ilgilenmek, düşünmekten daha önemli görülmektedir.

Bireysel yaşantılar, kişilerle etkileşim, kişi ve hislere karşı duyarlılık yoluyla gerçekleştirilen hissederek öğrenme önemlidir.

Yeni yaşantılar, oyunlar, rol yapma, akran grupları arasında tartışma, dönüt alma ve bireysel çalışma başlıca öğrenme etkinlikleri arasında yer almaktadır.

2. Yansıtıcı Gözlem
Düşünce ve olayları dikkatlice gözlemleyerek, olayları farklı görüş açılarından değerlendirme süreci üzerine kurulmuştur.

Karar vermeden önce ilgili olayı dikkatlice izleme; ilgili nesneye değişik açılardan bakma ve anlamını araştırma yoluyla gerçekleştirilen izleyerek ve dinleyerek öğrenme söz konusudur.

Düz anlatım yönteminin işe koşulduğu ve bireyin konu ile ilgili bilgisini ölçen objektif test maddelerinden oluşan sınama durumları bu öğrenme biçimindeki bireyler için önerilmektedir

3. Soyut Kavramsallaştırma

Mantık, kavramlar ve düşünceler duygulardan çok daha önemli bir yere sahiptir. Genel kurallar, kuram geliştirme ve bir problemin çözümünde bilimsel yaklaşım önem kazanmaktadır.

Bu öğrenme şeklini benimseyen bireyler yalnız olarak çalışırlar, kuramları okuyarak öğrenirler ve düşüncelerini mantıksal bir şekilde sunmaları etkili bir öğretim için gereklidir.

Bu öğrenme şeklini benimseyen bireyler; düşünce ve olayların mantıksal analizini yaptıktan sonra harekete geçme yoluyla gerçekleştirilen düşünerek öğrenme etkinliğini tercih ederler.

4. Aktif Yaşantı

Bireyler çevrelerini etkileme ve durumları değiştirme özelliğine sahiptirler.

Bu öğrenme şekline sahip bireyler de izlemekten çok, pratik uygulamalar yapma, mutlak gerçek yerine, işe yarayanı benimseyip, gerçekleştirme eğilimi vardır. Bu öğrenme şeklinde iş bitiricilik yeteneğinin ön plana çıktığı, kişi ve olayları davranışlarıyla etkileme yoluyla gerçekleştirilen yaparak öğrenme tercih edilmektedir.

Aktif yaşantı öğrenme sitilinin en önemli özelliği, somut ve aktif yaşantı üzerine yoğunlaşmalarıdır. En güçlü özelliği de verilen bir plan ya da görev doğrultusunda işleri iyi biçimde yapabilmelerinde ve yeni yaşantılarda bizzat katılmalarıdır. Bu tip özelliğe sahip olanların en önemli özelliği, fırsat arama, risk alma ve eylemde bulunma konusunda diğerlerine göre daha bir üst konumda olmalarıdır. Zira öyle davranmalarının gereği, yeni ya da acil ya da beklenilmedik yönlerde olarak ortaya çıkabilen durumlara çözüm bulma isteğine sahip olmalarındandır. Böylesine acil durumlarda bu özelliktekiler önceden hazırlanmış planları kullanma eğilimi göstermezler. Çünkü bu özelliktekilerin temel amacı, sorunun çözülmesidir.

Aktif Yaşantı Öğrenme şeklini benimseyen bireylere öğrenme-öğretme ortamları hazırlanırken daha çok uygulamaya dönük, küçük grup tartışmaları, bireysel öğrenme etkinlikleri ve projeleri kapsayan eğitim durumları ortaya konulmalıdır.

Kaynak
Kolb Öğrenme Stili Modeli. Milli Eğitim Dergisi, sayı:157, Ankara 2003

Küçükahmet, Leyla. (1995) Öğretim İlke ve Yöntemleri. Ankara: Gazi Büro Kitabevi

Ertürk, H.S. (1975). Eğitimde Program Geliştirme. Ankara: Cihan Matbaası.

Fidan, Nurettin. (1986). Okulda Öğrenme ve Öğretme. Ankara: Alkim Yayınevi.

 
 
 
 BYJONG JONGLÖRLÜK İLE KONSANTRASYON ve YETENEK GELİŞTİRME EĞİTİMİ, AMAÇ, HEDEF ve KAZANIMLARI
 

     Sanat, spor ve bilimin ortak bileşeni olan ‘JONGLÖRLÜK Disiplini’ birçok disiplinle de çok yakın ilişki içindedir: müzik, dans, akrobasi, ilizyon, mim, pantomim, tiyatro, sirk, sahne ve gösteri sanatları, vb. gibi alanlarla tarihsel ve kültürler arası geniş bağları vardır.

     Dolayısıyla kişinin kendini bireysel ve toplum içinde arama, bulma ve ifade edebilmesine büyük olanaklar sağlayan spor, sanat ve bilimin aşağıdaki yararlarının her birine sahiptir.

  •   Özgüven gelişimi,
  •  Sağ ve sol beyin loblarını aynı anda kullanarak yaratıcılık,
  •  Yeniliklere açıklık,
  •   Zihin, beden, ruh sağlığı ve gelişimi,
  •  Sosyokültürel faaliyet ve organizasyonlara katılım,
  • Konsantrasyon,
  • Koordinasyon,
  • Motivasyon,
  • Soyut zekânın gelişimi(matematik, sanat, vb.),
  • İç dünyayı zenginleştirmek,
  • Dış dünya ile iletişim,
  • Uyum,
  • Empati,
  • Esneklik,
  • Basit ve ileri derece denge sorunlarını giderme,
  •  Algısal öğrenme, ayırt edici öğrenme,
  • birleştirici öğrenme,
  • özümleme,
  •  uyumlulaştırma,
  • sembolik öğrenme,
  • analiz,
  • karar verme,
  • uygulama,vb. hayati önem taşıyan konularda hız ve kapasite ile ilgili olumlu gelişmeler yaratmak.

•    BAŞARI ya dayalıdır -  çünkü aktiviteyi yapma şeklini öngören bir yaklaşım taşımaz. 
•    FARKLILAŞTIRILMIŞ' tır - en düşük düzeyden başlayarak tüm  yetenek düzeylerini  kapsar. 
•    Aktiviteler,  BASİT ten KARMAŞIK olana doğru sıralanmıştır. 
•    POZİTİF bir DENEYİM sağlar. -  herkes aktiviteye kendi düzeyinde katılır. 
•    PAYLAŞILAN BİR DENEYİM dir. - Gruptaki herkes eşittir, böylece olumlu benlik saygısı gelişimine katkıda bulunur. 
•    BİREYİ MERKEZ alır - kuralcı değildir -  fikirler bireylerden alınır ve grup içinde geliştirilir. 
•    Bundan dolayı ESNEKLİK söz konusudur. 
•    YARATICILIĞI cesaretlendirir  - Bu da  özsaygı' nın gelişmesine katkıda bulunur. 
•    Kendine ve başkalarına GÜVENİ geliştirir.

    

      Yarattığı pozitif etki ve sinerjiyle zararlı alışkanlıklardan uzaklaştırmak vb. gibi bilinen etkilerinin yanında, JONGLÖRLÜK Program içeriğinin ilerleyen safhalarında;

     Üç ana unsurdan oluşan insan tabiatına, kazanım yönünde etkileri aşağıdaki gibidir:

 

     Zihinsel-Bilişsel:

  • Kendisi ve ailesi ile ilgili bilgileri kavrayabilmek.
  • Kendisi ile ilgili bilgileri açıklar.
  • Olay ya da varlıkların çeşitli özelliklerini gözlemleyebilmek.
  • Olay ya da varlıkların özelliklerini söyler.
  • Dikkatini toplayabilmek.
  • Dikkat edilmesi gereken nesneyi / durumu / olayı fark eder.
  • Dikkatini nesne /durum / olay üzerinde yoğunlaştırır.
  • Dikkat edilmesi gereken nesneyi / durumu / olayı söyler.
  • Nesneyi / durumu / olayı ayrıntılarıyla açıklar.
  • Algıladıklarını hatırlayabilmek.
  • Nesne, durum ya da olayı bir süre sonra yeniden ifade eder.
  • Varlıkları çeşitli özelliklerine göre gruplayabilmek.
  • Nesne, durum ya da olayları çeşitli özelliklerine göre sıralayabilmek.
  • Olayları oluş sırasına göre sıralar.
  • Belli durum ve olaylarla ilgili neden-sonuç ilişkisi kurabilmek.
  • Zamanla ilgili kavramlar arasında ilişki kurabilme.
  • Mekânda konum ile ilgili yönergeleri uygulayabilmek.
  • Bir örüntüdeki ilişkiyi kavrayabilmek.
  • Modele bakarak nesnelerle örüntü oluşturur.
  • Zihinsel kapasite, hız ve verimlilik konusunda artış.
  •  
      Bedensel-Devinimsel:
  • Sözel yönergelere uygun olarak ısınma hareketleri yapar.
  • Malzemeleri kullanarak koordineli ve ritmik hareketler yapar.
  • Nesneleri belli bir mesafedeki hedefe atar.
  • Atılan nesneleri yakalar.
  • El becerilerini kazandıran bazı araçları kullanır.
  • Nesneleri yeni şekiller oluşturacak biçimde bir araya getirir.
  • Büyük kaslarını kullanarak belirli bir güç gerektiren hareketleri yapabilme yetisi gelişir.
  • Küçük kaslarını kullanarak belirli bir güç gerektiren hareketleri yapabilme yetisi gelişir.
  • Denge gerektiren belirli hareketleri yapabilme yetisi gelişir.
  • Estetik bedensel hareketlerle yürür / dans eder.
  • Parça-bütün ilişkisini kavrayabilmek.
 

      Duyuşsal-Ruhsal ve Sosyal:

  • Kendini tanıyabilmek.
  • Duygularını koreografik müzik, dans, drama vb. yollarla ifade eder.
  • Duygularını kontrol edebilme.
  • Olumlu / olumsuz duygu ve düşüncelerini uygun şekilde ortaya koyar.
  • Yetişkin denetiminin olmadığı durumlarda da gerektiği gibi davranır.
  • Yeni ve alışılmadık durumlara uyum sağlar.
  • Kendi kendini güdüleyebilmek.
  • Kendiliğinden bir işe başlar.
  • Başladığı işi bitirme çabası gösterir.
  • Başkalarının duygularını fark edebilmek.
  • Başkalarına duygularını ifade eder.
  • Başkalarının duygularını paylaşır.
  • Başkalarıyla ilişkilerini yönetebilmek.
  • Kendiliğinden iletişimi başlatır.
  • Grup etkinliklerine kendiliğinden katılır.
  • Grupta sorumluluk almaya istekli olur.
  • Aldığı sorumluluğu yerine getirir.
  • Kendisinin ve başkalarının haklarına saygı gösterir.
  • Gerektiğinde lideri izler.
  • Gerektiğinde liderliği üstlenir.
  • Etkinliklerin süresine ilişkin yönergeye uyar.
  • Grup etkinliklerinin kurallarına uyar.
  • Gerekli durumlarda kararlılık gösterir.
  • Hoşgörü gösterebilmek.
  • Hata yapabileceğini kabul eder.
  • Kendi hatalarını söyler.
  • Hataların geçici olduğunu, hedefe odaklanmanın önemli olduğunu kavrar.
  • Kendisini başkalarının yerine koyarak duygularını açıklar.
  

     Bunların dışında sağlıkla ilgili etkilerinden dolayı bedensel, zihinsel ve ruhsal konularla ilgili çocuk, genç, yaşlı tüm yaş gruplarında eklem, kas, sinir yapılarında geliştirici yönleri vardır. Ayrıca otizm ve benzeri engellerle karşı karşıya olan insanlarımızın günlük hayata geçişlerine kolaylık sağladığı gibi, erken davranışsal ya da kavrayışsal müdahaleler çocukların kendine bakabilme yetisi ile sosyal ve iletişimsel yetiler kazanmasına yardımcı olduğu tespit edilmiştir.

     Çalışmalar sırasında zihin tamamen top, ritim ve hareketlerde olduğundan, zihni bir noktaya odaklayıp rahatlatma, olumsuz düşüncelerden uzaklaştırma etkisine sahiptir.

      Ve tüm bunları neşe içinde yapmanız söz konusudur.

      Oxford Üniversitesinin araştırmaları sonucu bilimsel olarak da tespit edilen, beynin temel yapısında bulunan ‘miyelin’ isimli dokuların da artışa sebep olan, bu ve benzer aktivitelerin azlığı ya da yokluğunda ise aşağıdaki hastalık ve rahatsızlıkların oluşumu baş göstermektedir.

PARKİNSON:

Beynin alt kısımlarındaki gri cevher çekirdeklerinin bozukluğuna bağlı bir sinir sistemi hastalığı.

MS-MULTİPLE SKELEROZ:

Multipl Skleroz (MS) beyinde ve omurilikte, mesajları taşıyan sinir telleri etrafındaki koruyucu kılıfın (miyelin kılıfı) hastalığıdır. Kılıfın hasar gördüğü yerlerde sertleşmişdokular (skleroz) yer almaktadır. Bu sertleşmiş alana da plak denir. Bu plaklar, sinir sistemi içinde pek çok yerde oluşabilir ve sinirler boyunca mesajların iletilmesini engelleyebilir.

MS Belirtileri

Bilişsel sorunlar

MS beynin herhangi bir kısmını etkileyebildiğinden, “düşünme” diye adlandırdığımız alanda sorunlara neden olabilir: bellek, planlama, öngörü ve karar verme. Sıklıkla küçük sorunlar görülür ve MS hastalarının çoğunu etkiler. Genellikle belirtiler sinsi olup, soyut düşünme, bellek, dikkat, sözcük bulma ya da bilgiyi kullanma özelliklerini etkiler. Anıların anımsanması, akıl yürütme ve konsantrasyon ile ilgili sorunlar olabilir. Küçük sorunlar yaşayan hastalar bunların farkına varabilir fakat şiddetli olgularda duruma karşı içgörü ortadan kalkabilir.


 

Bilişsel sorunlarla uğraşmak

Bu sorunların etkisi kişinin yaşamına ve bir dereceye kadar da, belleklerine ve açık düşünme yeteneklerine ne kadar güvendiklerine bağlıdır. Her koşulda, bellek ve konsantrasyon açısından yardımcı olmak üzere atılabilecek birçok adım vardır: 

Konsantrasyonu bozduğu ve bellek boşlukları yarattığı için stres ve yorgunluktan kaçınmak
İş yaparken liste yapmak; örneğin alışverişe çıkarken
Randevu ve önemli olaylar için günlük tutulması
Not defteri tutmak 
Evde ve işyerinde her şeyin aynı yerde durmasını sağlamak 
Dikkat dağılmasını önlemek için sakin yerlerde sohbet etmek 
Bilgileri tekrarlamak ve önemli noktaları not almak 
Aile ve arkadaşlarınızın sorunlarınızın farkında olmasının size yardımcı olabileceğinden emin olun 
Gerekirse uygun işler için uzman görüşüne başvurun


 

Referans Metni

Schapiro R. Symptom Management in Multiple Sclerosis. Demos Medical Publishing Co, New York 1998:103-105.

 

SPOR VE MULTIPL SKLEROZ

Hangi sporları yapabilirim? Hangi spor MS'im üzerinde negatif bir etkiye sahip olabilir? MS'li hastalarla yapılan görüşmelerde, bu sorularla sık sık karşılaşılmaktadır. Aşağıda konuyla ilgili faydalı bilgiler bulacaksınız.


Niçin spor yaparız?

 

Hareketten alınan keyif, eğlence dürtüsünden doğar. Belirli bir aktiviteye bağlı kalmak ve hedeflere ulaşmak, sosyal yaşamı desteklemektedir. Spor, altı deneyimi kapsar: sağlık, eğlence, form, kendine güven, macera ve sosyallik. Bu farklı dürtülerin karmaşık etkileşimi, birlikte, kendi kendini idame ve sağlıklı kalma davranışını oluşturur. Spor, hastalığın üstesinden gelmede olumlu bir etkiye sahiptir.

 


Araştırmalar neler söylüyor?

Isıya karşı duyarlılıktan dolayı, sporun MS hastalığının seyri üzerinde negatif bir etkiye sahip olduğu düşünülmektedir. Vücut ısındaki 0.5 ºC'lik bir artışla myelin kılıfının zedelendiği sinir liflerinde iletiminin yavaşlaması ve/veya engellenmesi, geçici klinik kötüleşmeye yol açabilir (Uthhoff Fenomeni olarak adlandırılır). Bununla birlikte, çeşitli çalışmalardaki(1-4) sporun MS hastalığının seyri üzerinde negatif etkilere sahip olduğunu belirten görüşler kesin olarak desteklenmiş değildir. Günümüzde, egzersizin baskın bir pozitif etkiye sahip olduğu vurgulanmaktadır. Yapılan son çalışmalar zaman zaman yalnızca düşük sayıda hastayı kapsadıkları halde, bedensel ve zihinsel sağlık hissi ve formda kalma bakımından fark edilebilir bir iyileşme olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte, sporun bağışıklık aktivitesi ya da MS’in seyri ya da belirtileri üzerinde etkisiyle ilgili herhangi bir sonuca varılamamıştır.


MS hastası öncelikle neleri bilmelidir?

MS hastalarının ısı düzeni genellikle etkilenmektedir. Bu durum, spor aktivitelerinde faaliyetlerinde mutlak şekilde göz önünde bulundurulmalıdır. Çoğu MS hastasının ısıya karşı hassasiyeti (Uthhoff Fenomeni), bedensel faaliyetleri sınırlamaktadır. Bu nedenle, spordan sonra soğuk suya girilmesi veya daha uzun süreli bir soğuk duş alınması gereklidir. MS'le oluşan yorgunluk, her hastanın spor aktiviteleriyle ilgili toleransını kendisinin belirlemesi gerektiği anlamına gelir. Görüş bozuklukları söz konusu olduğunda, topla oynanan oyunlar gibi hızlı sporlardan kaçınılması en iyisidir.

Günümüzde, kendinizi aşırı yormadığınız takdirde, spor aktivitelerinin bir atak sırasında bile sürdürülmesi mümkündür. Bununla birlikte, MS'li hastaların aşırı aktivite ve yaralanma riskinden sakınması önemlidir. Ayrıca, sporun ne olup olmadığı ya da neyin doğru/yanlış teknik olup olmadığı konusunda yerleşmiş fikirlerle, kendi aktivitelerini karşılaştırmamalıdır. Rekabete dayalı sporlarla ilgili net bir tavsiye yoktur. Önemli bir fiziksel bir sakatlanmanın söz konusu olup olmadığıdır. Uzun mesafe yüzme, yüksek irtifalı tırmanış veya zorlu bir arazide kayak gezisi gibi uzun süreli ve dayanıklılık gerektiren sporlar görece olarak daha az uygundur.

MS hastası sporla ne elde edebilir? 
Sağlıklı kişilerde olduğu gibi, kardiyak fonksiyonlar ve dolaşımla birlikte, vücut ağırlığında pozitif etkilere sahip olduğu bulunmuştur. Dahası, MS'in birçok belirtisi, hareketliliğin sürdürülmesiyle düzelmektedir.


Sporun MS’li hastalar üzerindeki etkilerini araştıran çalışmalardan seçmeler

Spor, MS'li hastalarda koordinasyon ve dengeyi geliştirmeyi amaçlamaktadır. Orta veya şiddetli özürlülüğün söz konusu olduğu olgularda ve ısıya karşı uç noktada hassasiyet gösteren hastalarda (Uthhoff fenomeni), suda yapılan egzersizler özellikle yararlı olabilir. Vücut ağırlığının suda azalması, hastanın normalde su dışında gerçekleştiremeyeceği bazı hareketleri yapmasını sağlar.

  • Evde tek başına egzersiz yapmak yerine, grup halinde çalışmak, egzersizi çok daha etkili kılmaktadır. Bununla birlikte gerçekleştirilen form tutma (fitness) çalışmaları, elde edilen faydaların projenin sonuna doğru azalmaya başladığını göstermiştir. Diğer yandan, artan sosyal etkileşim fırsatı, hastaların psikolojik bakımdan daha sağlıklı hissetmelerine yardımcı olmuştur. Bununla birlikte yürüme kabiliyeti, hareketlilik ve mesane/bağırsak fonksiyonlarında gelişme gözlenmiştir(1).
  • MS'li hastalarda güç ve yorgunluk, suda gerçekleştirilen 10 haftalık bir form programında test edilmiştir. Kol ve bacak fonksiyonlarında, ölçülebilir bir iyileşme gözlenmiştir(2).
  • Form tutma çalışmalarının MS hastalarının yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini inceleyen 15 haftalık bir çalışmada, haftada 3 x 40 dakikalık idmandan sonra, özürlülük derecesinden bağımsız olarak kas gücü ve karaciğer kapasitesinde anlamlı iyileşmeler oluştuğu bildirilmiştir. EDSS ve aynı zamanda gerçekleştirilen farklı testlerle, hastalığın ruhsal durum ve yorgunluk derecesi üzerinde etkilere sahip olduğu tespit edilmiştir. Omuz, dirsek ve diz hareketlerinde, kol ve bacak kuvvetinde, kardiyovasküler fonksiyon ve ayrıca sosyal ilişkilerde iyileşmeler bildirilmiştir. Vücut fonksiyonlarının iyileşirken, yorgunluk hızının azalması dikkat çekicidir(3).
  • Kalça eklemi ve sırttaki gerilimi ve ağrıyı azaltmayı hedefleyen terapötik binicilikte, atın hareketleri, binici üzerinde pozitif bir etkiye sahiptir. Atı sürücünün yönlendirdiği geleneksel binicilikle pasif binicilik birbirine karıştırılmamalıdır. Kanada'da yapılan bir çalışma(9), bir haftalık eğitimden sonra, katılımcıların yürüyüş hızı, denge ve zihin durumunda iyileşme olduğunu göstermiştir(4).
  • Elde edilen sonuçlar, sportif aktivitelerin, tüm insanlarda olduğu gibi, MS’li hastalarda da pozitif bir etkiye sahip olduğunu kanıtlamaktadır.

Özetle;

  • Orta düzeyde ancak düzenli spor aktivitelerinde bulunun
  • kendi durumunuza göre uyarlanmış ve gevşeme teknikleriyle desteklenmiş form tutma programıyla çalışın.
  • aşırı yorulma ve yaralanma riskiyle birlikte oldukça efor gerektiren hareketlerden sakının.
  • gerilme hareketleriyle spastisiteyi ve aynı zamanda kas kısalmalarını engelleyin.
  • tekerlekli sandalyeyle ilgili tüm olasılıkları da inceleyin- tekerlekli sandalyeden okçuluk çalışarak, konsantrasyon ve mobilite geliştirilebilir.

Aşağıda nörolojik belirtilerin sıklıkla görüldüğü olgularda önerilen spor tipleri türleri gösterilmektedir:

 


Belirtiler/Önerilen spor tipi

 

  • Paralizle birlikte spastisite/Yüzme, jimnastik egzersizleri, hafif top oyunları; binicilik (bu durumda spastisite üzerinde olumsuz bir etki de oluşabilir)
  • Beyincikle ilgili belirtiler(titreme, düzensiz yürüme)/Yüzme, suda jimnastik egzersizleri, ata binme
  • Denge ve koordinasyon bozuklukları/Pedal çevirme (yerde veya egzersiz bisikletinde), müzikle ritmik hareketler; uygun spor ekipmanıyla egzersizler; örneğin minder, halı, çim, kum üzerinde; top oyunları, tramplen egzersizleri.
  • Duyusal bozukluklar/Çift pedal gibi oyunlar; kum üzerinde ata binme; top oyunları; tramplen egzersizleri.
  • Uthhoff fenomeni/ Su sporları ve egzersizleri.
  • Görüş bozuklukları/Sabit egzersiz bisikleti, koşu bandı, jimnastik egzersizleri.

Terapötik etkinlik ve anlamlı bir boş vakit aktivitesi hedefleri, birbirini engellemek yerine olumlu şekilde etkilemektedir.

 


Referanslar

1 Petajan JH, White AT. Recommendations for physical activity in patients with multiple sclerosis. Sports Medicine 1999;27(3):179-191. 
2 Gehlsen GM, Grigsby SA, Winant DM. Effects of an aquatic fitness program on the muscular strength and endurance of patients with multiple sclerosis. Physical Therapy 1984;64:653-657. 
3 Petajan JH, Gappmaier E et al. Impact of aerobic training on fitness and quality of life in multiple sclerosis. Annals of Neurology 1996;39:432-441. 

4 Mackay-Lyons M, Conway C, Roberts W. Effects of therapeutic riding on patients with multiple sclerosis: a preliminary trial in horseback riding. Physiotherapy-Canada 1988;40(2):104-9.

 

https://www.ms-gateway.gen.tr/egzersiz/spor-8.htm 

 

Gençlerde hayatı aksatan ikinci neden

Nedeni tam olarak bilinmeyen ve kadınlarda iki kat fazla görülen Multipl Skleroz (MS) hastalığı, gençlerde nörolojik sekel bırakan nedenler arasında trafik kazalarından sonra ikinci sırada yer alıyor

Saatleri Durduralım  |  Dr. Hasan İnselhinsel@milliyet.com.trTüm Yazıları »

MS yani Multipl Skleroz adı çok geçen, ama ne olduğu kişilerce pek bilinmeyen bir hastalıktır. Nörölog Dr. Dilara Nuzumlalı ile konuşuyorduk odasında. Multipl Skleroz’un belirtilerinden bahsediyordu Dilara. Bu pek bilinmeyen hastalık hakkında söylediklerini bir toparlayıp anlatmasını rica ettim Dilara’dan. İşte Dr. Dilara’nın MS ile ilgili anlattıkları.
MS, beyin ve omurilikteki sinir lifleri ile bunların çevresinde bulunan  miyelin kılıfını etkileyen bir merkezi sinir sistemi hastalığıdır. Miyelin kılıfı, sinirlerin hem izolasyonunu sağlar, hem de sinirlerdeki iletimi kolaylaştırır. 

Nedeni bilinmiyor 

MS’in nedeni tam olarak bilinmemektedir. Ancak en olası neden, vücudun kendi bağışıklık sisteminin, sinirlerin miyelin kılıfını yabancı madde olarak algılayıp, ona karşı reaksiyon oluşturarak, yıkıma neden olmasıdır. Bazı viral infeksiyonlar, çevresel toksinler ya da genetik faktörler, bağışıklık sistemindeki bu yanlış işleyişi tetikleyebilir.
Miyelinin fonksiyonu bozulduğu zaman beyin ya da omurilik bölümüyle, organlar arasındaki bilgi ve emir akışı bozulur ve etkilenen sinir sistemi bölgesine göre halsizlik, duyu bozukluğu, yürüme bozukluğu, denge bozukluğu, çift görme, görme bulanıklığı, bir gözde görme kaybı, konuşma bozukluğu, titreme, kol ve bacaklarda sertlik, güçsüzlük, idrar kaçırma ya da yapamama gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu belirtilerin bir ya da birkaçına birlikte rastlanabilir. 
Hastaların yüzde 85 - 90’ında  belirtiler kısmen ya da (en azından ilk ataklar sonrasında) tamamen düzelir. Ataklar arası dönemde miyelin kılıfı kısmen de olsa onarılır ve belirtilerde iyileşme gözlenir. Daha sonraki ataklarda, önceki atak belirtileri alevlenme gösterebildiği gibi beyin ve omuriliğin farklı bölgelerinin tutuluşuna ait belirtiler de görülebilir. Ataklar, gün, hafta ya da aylarca sürebilir. İki atak arasındaki iyilik döneminin ne kadar süreceği de bilinemez. Bazı MS’liler bir ataktan sonra bazen uzun yıllar ikinci bir atak geçirmezler.
Hastaların yüzde 10 - 15’inde ise hastalık başlangıçtan itibaren ilerleyici bir seyir izler.
MS belirtileri, şiddet ve seyir yönünden hastadan hastaya çok büyük değişiklikler gösterebilir. Hatta aynı hastada farklı hastalık tabloları arka arkaya ortaya çıkar. Ataklarla seyreden hastalık da ilerleyici tipe dönüşebilir.

Kadınlarda iki kat fazla 

Hastalık, 20 - 40 yaşlar arasında ortaya çıkar. İlk belirtilerin ortaya çıkışı ülkemizde ortalama 27, batı ülkelerinin çoğunda ise 30 yaşında olup kadınlarda erkeklere göre iki kat daha fazla görülmektedir. 
Genç insanlarda nörolojik sekel bırakan hastalıklar sıralamasında MS, trafik kazalarından hemen sonra gelir.
Ataklar ve düzelmeler ile seyreden ve sinir sisteminde dağınık yerleşime ait bulguların saptandığı bir hastada tanı zor değildir. Ancak ilk atakla başvuran ya da hastalığın sinsi başlayıp yavaş yavaş ilerlediği durumlarda tanı güç olabilir.
Tanıya yardımcı araçlardan en önemlisi beyin ve omuriliğin Manyetik Rezonans görüntüleme (MR) yöntemiyle incelenmesidir. Sinir sistemindeki plak dediğimiz lezyonlar MR ile yüzde 95 oranında gösterilebilir. Gerektiğinde belden alınan beyin-omurilik sıvısının incelenmesi, tanıyı doğrulayabilir ya da güçlendirir.

Tedavi seçenekleri 
MS tedavisi çok boyutlu olup bunlardan birincisi atakların tedavisidir. Her atağın tedavi edilmesi gerekmez. Hafif geçirilen, kişinin günlük yaşam aktivitelerini engellemeyen veya çok rahatsızlık vermeyen atakların tedavi edilmesi her zaman gerekmeyebilir.
Sık atak geçiren ve kalıcı bozukluk eğilimi gösteren hastalarda koruyucu, ya da daha doğrusu bağışıklık sistemini düzenleyen ilaçlar kullanılır. Bu ilaçlar hastalığı yok etmez ancak atak sıklığını ve şiddetini azaltabilirler. En önemli etkileri, uzun dönemde hastalık ilerleyecekse bunu yavaşlatmaktır. Yine hastalığın ilerleyici formları için kullanılan bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar vardır. 

Belirtilere yönelik tedaviler

MS tedavisindeki bir diğer hedef ise bazı belirti ve sekellerin ortadan kaldırılması ya da hafifletilmesidir. Örneğin, kas spazmlarını ve sertliklerini ortadan kaldırmak için merkezi etkili kas gevşeticiler, fizik tedavi, idrar sorunlarını  ortadan kaldırmak için mesane işlevlerini düzenleyici ilaçlar, yorgunluk için yorgunluk giderici ilaçlar kullanılır.

MS’li hastaların bir kısmında hastalığın belirsizlik taşıması nedeniyle, bir kısmında da hastalığın bir belirtisi olarak psikolojik bozukluklar görülebilir. Bu konuda antidepresanlar kullanılabilir. 

Serin Kal - Hareketli Kal!

Vücut ısısı arttıkça, hareket ve duyum için gerekli enerjiyi üretmek daha da güçleşir. 

Terleme ve soluk soluğa kalma gibi serinleme mekanizmaları, vücut ısısını kabul edilebilir bir seviyeye getirir ancak MS' li kişilerde, söz konusu ısı-kaybı mekanizmaları çoğunlukla zayıflamaktadır. 

Vücudun çok düşük ısı artışlarına maruz kalması bile , MS belirtilerini kötüleştirebilir ve ısıyla ilgili nörolojik problemler oluşabilir. 

Halsiz ve tükenmiş vaziyette olmamak için, vücut sıcaklığınızı düşük tutmanın yollarını düşünün. Hareket etmek için serin kalmayı düşünün ve aşağıda verilen basit ipuçlarını izleyin.


 

Serin kalma önerileri – günlük değişiklikler

  • açık renkli, pamuklu giysiler giyin
  • başınızı örtün
  • direkt güneş ışığından sakının
  • klimalı yerleri tercih edin
  • sıvı alımınızı arttırın
  • çantanızda mini el vantilatörü bulundurun
Değişimi Harekete Geçirmek

Böyle bulgular, deneyimin kuvvetli bir şekilde miyelin oluşumunu etkilediğini ve o sonuçta oluşan miyelinin öğrenme ve becerileri geliştirmeyi desteklediğini ileri sürmektedir. Fakat bu sonuçtan tamamen ikna olmak için araştırmacıların bol miyelinin kavramayı nasıl geliştirebildiğinin ve bunun yanısıra bozuklukların zihinsel kabiliyeti nasıl azaltabildiğinin mantıklı açıklamasına ihtiyaçları var. Benim laboratuarım bir kişinin deneyimlerinin miyelin oluşumunu etkileyebileceğini çeşitli şekillerde açığa çıkardı.

Beyinde, nöronlar elektriksel impalsları aşağıya aksonlara doğru ateşlerler; platin elektrodlarla teçhizatlı laboratuarda mikrop üreten tabaklarda fetal farelerde artan nöronlar tarafından onlardaki impalsların modellerini uygulamaya koyabiliriz. Bu impalsların nöronlardaki belirli genlerin çalışmasını düzenleyebildiklerini keşfettik. Genlerden bir tanesi miyelin oluşmaya başladıkça aksonun etrafındaki membranın ilk tabakasını yapıştırmak için çok önemli olan L1-CAM adı verilen yapışkanlı proteinin üretimine neden olmaktadır. Gliya’nın aksonlar aracılığıyla atılan impalsları ‘’dinleyebildiğini’’ ve o duyulan trafiğin, astrosit adı verilen bir tür gliyal hücrenin artan impals trafiğini hissettiğinde kimyasal bir faktör saldığı trafiğin miyelinasyonunun aşamasını değiştirdiğini de keşfettik. Bu kimyasal kod, oligodendrositleri daha fazla miyelin oluşturmak için harekete geçirir. Zihinsel yavaşlamaya ve anormal miyeline yol açan ölümcül Aleksander hastalığına yakalanan çocuklar astrosit geninin mutasyonuna sahiptir. Mantık da beyaz maddenin kavrama kabiliyetini nasıl etkileyebildiğini açıklamaya yardımcı olmaktadır. İnternete benzer şekilde, beyindeki bütün bilginin mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde aktarılmasının gerekli olduğu gözükebilir. Bu da bütün aksonların eşit derecede miyelinli olması gerektiği manasına gelebilir. Fakat nöronlar için daha hızlısı, her zaman daha iyisi değildir.

Uzmanlar miyelindeki aksonları filizlenmekten ve yeni bağlantılar oluşturmaktan durduran özel protein moleküllerini belirlediler. Zürih Üniversitesi’nde beyin araştırmacısı olan Martin E. Schwab, kontakt kurduğunda anında aksonlardaki genç filizlenmelerin bozulmasına neden olan çeşitli miyelin proteinlerinin ilkini meydana çıkardı. Nogo (şimdi Nogo-A olarak anılıyor) adını verdiği bu protein, nötralize edildiğinde; omurilik zedelenmeleri olan hayvanlar kendi zarar gören bağlantılarını onarabilirler ve hissetme ve hareket etmeyi yeniden kazanabilirler. Yakın zamanda Yale’den Stephen Strittmatter, hayvanların beyinlerini deneyim aracılığıyla tellemenin Nogo’daki bloke olmuş sinyalleri yeniden açabileceğini keşfetmiştir. Yaşlı farelerdeki protein bozulduğunda, yaratıklar görme gücü için bağlantılarını yeniden telleyebilirler. Fakat eğer miyelinasyon çoğu kişinin 20’lerinde biterse, bu beynin orta yaş ve yaşlılık süresince plastik olarak durduğunu, yakın zamanda ileri sürülerek savunulan düşüncelerin aksini iddia eder mi? Mesela, araştırmalar göstermedir ki; 60’larındaki, 70’lerindeki ve 80’lerindeki kişilerdeki zihinsel egzersiz Alzheimer’ın başlangıcını geciktirmeye yardımcı olmaktadır. Ve eğer bu böyleyse; kişinin ilmi onlarca yıl süresince nasıl artabilir? Cevaplar hâlâ gelecek. Araştırmacılar daha yaşlı olan hayvanlardaki miyelin değişiklikleri için henüz daha bakmadılar. Diğer deneyler miyelinasyonun 50’lerin ortalarına kadar devam ettiğini fakat çok daha hafif düzeyde olduğunu ileri sürmektedir.
 
Modern araştırma, sinir impalslarının miyelinle kaplı oldukları zaman aksonları 100 defa daha hızlı hareket ettirdiklerini ve aksonlar üzerine serili elektriksel banda benzer, her bir düğüm arasında 150 defa sarmalanmış olan miyelini gözler önüne sermektedir. Madde, iki tip gliyal hücre tarafından tabakalarda yapılmıştır. Bu hücreler nöronlar değildir, fakat onlar beyinde ve sinir sisteminde etkilidirler.[Scientific American, Nisan 2004 sayısı, R. Douglas Fields tarafından yazılan ‘’Beynin Diğer Yarısı’’ makalesine bakın].
 
Modern araştırma, sinir impalslarının miyelinle kaplı oldukları zaman aksonları 100 defa daha hızlı hareket ettirdiklerini ve aksonlar üzerine serili elektriksel banda benzer, her bir düğüm arasında 150 defa sarmalanmış olan miyelini gözler önüne sermektedir. Madde, iki tip gliyal hücre tarafından tabakalarda yapılmıştır. Bu hücreler nöronlar değildir, fakat onlar beyinde ve sinir sisteminde etkilidirler.[Scientific American, Nisan 2004 sayısı, R. Douglas Fields tarafından yazılan ‘’Beynin Diğer Yarısı’’ makalesine bakın].
Beynin ve omuriliğin dışarısındaki sinirlerde Schwann hücresi adı verilen sosis şekilli gliyal hücre, miyelini oluşturur.
 
Oligodendrosit adı verilen ahtapot şekilli gliyal hücre sarmalamayı yapar. Kaplama arasından sızamayan elektriksel sinyaller süratle aksonun aşağısından düğümden düğüme atlarlar. Beynin ve omuriliğin dışarısındaki sinirlerde Schwann hücresi adı verilen sosis şekilli gliyal hücre, miyelini oluşturur. Sinyal miyelinsiz sızıntı yapar ve dağılır. Maksimum iletim hızlılığı için, izole yoğunluğu içindeki tel çapıyla tam anlamıyla orantılı olmalıdır. Çıplak akson çapının toplam tel çapı (miyelin dahil) tarafından bölünmüş optimal oranı 0.6’dır. Oligodendrositler’in farklı çaplardaki aksonlara uygun kalınlığı yaratmak için gerekli olanın 10 veya 100 tabaka izole olup olmadığını nasıl ‘’bildikleri’’ hakkında bir fikre sahip değiliz. Fakat geçenlerde Almanya, Göttingen’deki Deneysel Tıp için Max Planck Enstitüsü’nden Biyolog Klaus Armin, Schwann hücrelerinin neuregulin adı verilen, aksonları kaplayan bir proteini yakaladıklarını ve bu proteinin miktarı eğer arttırılmış veya yasaklanmışsa; Schwann hücresinin aksonun etrafındaki miyelin tabakasının daha fazlasını veya azını sarmaladığını keşfetti.
 
İlginç şekilde, bipoler hastalığı veya şizofreni çeken pek çok insanın bu proteinin üretimini düzenleyen genleri bozuktur. Sarmalama farklı yaşlarda oluşur. Miyelin doğuşta yalnızca birkaç beyin bölgesinde mevcuttur, sızmalarla genişler ve bazı yerlerde 25 veya 30 yaşına kadar tamamen yayılmamıştır. Miyelinasyon genellikle serebral korteks’in (gömlek yakası) arkasından önüne doğru (alın) biz yetişkin oldukça dalganın içinde ilerler. Frontal lob’lar miyelinasyonun oluştuğu son yerlerdir. Bu bölgeler yalnızca deneyimle gelen akıl yürütme, planlama ve karar vermeden sorumludurlar. Araştırmacılar 13-19 yaş arasındaki gençlerin yetişkin karar-verme becerilerine sahip olmamalarının tek sebebinin bu dar ve kısa alın miyelininin bulunmaması olduğu tahmininde bulunuyorlar.Böyle gözlemler miyelin’in zekâ için önemli olduğu izlenimini uyandırmaktadır.

Ses sağırlığı seslerin analiz olduğu serebral korteks’in içindeki daha yüksek düzeydeki bozuklukların sonucunda oluşmaktadır. Mc Gill Üniversitesi’nden Kristi L. Hyde, ses-sağırlığı olan kişilerde ön beyin’in içindeki belirli tel yığınının içinde beyaz maddenin azalmış olduğunu keşfetti. Daha da fazlası, Yale Üniversitesi’nden Leslie K.Jacobsen tarafından yapılan yakın zamandaki bir araştırma, ceninin son devre gelişiminde veya ergenlik çağında tütün içimine maruz kalmasının beyaz maddenin bozulmasına yol açtığını göstermektedir. DTI tarafından görülen yapı, işitsel testlerdeki performansla doğrudan ilişkili olmaktadır. Nikotinin oligodendrositlerdeki hücre gelişimini düzenleyen reseptörleri etkilediği bilinmektedir.

üphesiz beyaz madde; uzun uygulama ve tekrar gerektiren öğrenme türleri için olduğu gibi, serebral korteks’in geniş ölçüde ayrılmış bölgeleri arasında da uzatılmış bir bütünleşmenin anahtarıdır. Beyinleri miyelinlenen çocuklar yeni becerileri geniş ölçüde büyükanne veya büyükbabalarının yaptığından çok daha kolay edindiklerini bulmaktadırlar. Zihinsel ve atletik kabiliyetler alanı için kişi eğer dünya-sınıfı düzeyine erişmek isterse, kadın veya erkek buna genç yaşta başlamalıdır. Bugün sahip olduğunuz beyninizi, yetişirken çevrenizle etkileşerek ve sizin nöronal bağlantılarınız hâlâ miyelinlenirken kuruyorsunuz. Bu kabiliyetleri pek çok şekilde adapte edebilirsiniz, fakat ne siz ne de ben eğitimine çocukken başlamadıktan sonra bir dünya sınıfı piyanist, satranç oyuncusu veya tenis profesyoneli haline gelmeyeceğiz. Tabii ki yaşlı bunaklar hâlâ öğrenebilirler, fakat onlar snapsların direkt olarak kapsadığı farklı bir öğrenme faaliyetinde bulunurlar. Ve buna rağmen yoğun eğitim nöronların ateşlenmesine neden olur, böylece potansiyel miyelinasyonu uyarmada o ateşleme için var olur. Belki bir gün beyaz maddenin neden ve niçin oluştuğunu tamamen anladığımızda, o eskise bile, onu tedavileri değiştirmek için düzenleyebiliriz. O spekülasyonu sağlamak için, oligodendrosit’in bir aksonu miyelinlemesi için söylediği sinyali bulmaya ihtiyacımız var ve yakındaki bir diğerini değil. Gri maddenin altında derine gömülü olan bu keşif, gelecek araştırmacılar tarafından ortaya çıkarılmayı bekliyor.
lginç şekilde, bipoler hastalığı veya şizofreni çeken pek çok insanın bu proteinin üretimini düzenleyen genleri bozuktur. Sarmalama farklı yaşlarda oluşur. Miyelin doğuşta yalnızca birkaç beyin bölgesinde mevcuttur, sızmalarla genişler ve bazı yerlerde 25 veya 30 yaşına kadar tamamen yayılmamıştır. Miyelinasyon genellikle serebral korteks’in (gömlek yakası) arkasından önüne doğru (alın) biz yetişkin oldukça dalganın içinde ilerler. Frontal lob’lar miyelinasyonun oluştuğu son yerlerdir. Bu bölgeler yalnızca deneyimle gelen akıl yürütme, planlama ve karar vermeden sorumludurlar. Araştırmacılar 13-19 yaş arasındaki gençlerin yetişkin karar-verme becerilerine sahip olmamalarının tek sebebinin bu dar ve kısa alın miyelininin bulunmaması olduğu tahmininde bulunuyorlar.Böyle gözlemler miyelin’in zekâ için önemli olduğu izlenimini uyandırmaktadır.
Beyinleri fiziksel olarak incelenebilen hayvanlar üzerindeki araştırmalar zihinsel deneyime ve yaratığın gelişimsel çevresine yanıt olarak miyelinin değişebileceğini göstermektedir.Geçenlerde Urbana-Champaign’deki Illinois Üniversitesi’nden nörobiyolog William T.Greenough, sıçanların zenginleştirilmiş çevrelerde (oyuncaklarla dolu olmaya erişimli ve sosyal etkileşimli çevrelerde) beynin iki yarıküresini bağlayan aksonların kuvvetli yığını olan korpus kallosum’un içinde daha fazla miyelinli tellere sahip olduklarını teyit etti. Bu sonuçlar 5 ila 18 yaş arasındaki çocuklardaki beyaz maddeyi karşılaştıran Cincinnati Çocuk Hastanesi’nden nörobilimadamı Vincent J.Schmithorst tarafından yürütülen DTI çalışmalarıyla birbirine uyar gözükmektedir. Schmithorst’un keşfettiği ise, beyaz madde yapısının daha yüksek gelişiminin daha yüksek IQ ile direkt olarak bağlantılı olmasıdır. Diğer raporlar büyük ilgisizlik çeken çocukların korpus kallosum’larında yüzde 17 daha az beyaz maddeye sahip olduklarını gözler önüne sermektedir.
 
Beyinde, nöronlar elektriksel impalsları aşağıya aksonlara doğru ateşlerler; platin elektrodlarla teçhizatlı laboratuarda mikrop üreten tabaklarda fetal farelerde artan nöronlar tarafından onlardaki impalsların modellerini uygulamaya koyabiliriz. Bu impalsların nöronlardaki belirli genlerin çalışmasını düzenleyebildiklerini keşfettik. Genlerden bir tanesi miyelin oluşmaya başladıkça aksonun etrafındaki membranın ilk tabakasını yapıştırmak için çok önemli olan L1-CAM adı verilen yapışkanlı proteinin üretimine neden olmaktadır. Gliya’nın aksonlar aracılığıyla atılan impalsları ‘’dinleyebildiğini’’ ve o duyulan trafiğin, astrosit adı verilen bir tür gliyal hücrenin artan impals trafiğini hissettiğinde kimyasal bir faktör saldığı trafiğin miyelinasyonunun aşamasını değiştirdiğini de keşfettik. Bu kimyasal kod, oligodendrositleri daha fazla miyelin oluşturmak için harekete geçirir. Zihinsel yavaşlamaya ve anormal miyeline yol açan ölümcül Aleksander hastalığına yakalanan çocuklar astrosit geninin mutasyonuna sahiptir. Mantık da beyaz maddenin kavrama kabiliyetini nasıl etkileyebildiğini açıklamaya yardımcı olmaktadır. İnternete benzer şekilde, beyindeki bütün bilginin mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde aktarılmasının gerekli olduğu gözükebilir. Bu da bütün aksonların eşit derecede miyelinli olması gerektiği manasına gelebilir. Fakat nöronlar için daha hızlısı, her zaman daha iyisi değildir.
 
Beyinde, nöronlar elektriksel impalsları aşağıya aksonlara doğru ateşlerler; platin elektrodlarla teçhizatlı laboratuarda mikrop üreten tabaklarda fetal farelerde artan nöronlar tarafından onlardaki impalsların modellerini uygulamaya koyabiliriz. Bu impalsların nöronlardaki belirli genlerin çalışmasını düzenleyebildiklerini keşfettik. Genlerden bir tanesi miyelin oluşmaya başladıkça aksonun etrafındaki membranın ilk tabakasını yapıştırmak için çok önemli olan L1-CAM adı verilen yapışkanlı proteinin üretimine neden olmaktadır. Gliya’nın aksonlar aracılığıyla atılan impalsları ‘’dinleyebildiğini’’ ve o duyulan trafiğin, astrosit adı verilen bir tür gliyal hücrenin artan impals trafiğini hissettiğinde kimyasal bir faktör saldığı trafiğin miyelinasyonunun aşamasını değiştirdiğini de keşfettik. Bu kimyasal kod, oligodendrositleri daha fazla miyelin oluşturmak için harekete geçirir. Zihinsel yavaşlamaya ve anormal miyeline yol açan ölümcül Aleksander hastalığına yakalanan çocuklar astrosit geninin mutasyonuna sahiptir. Mantık da beyaz maddenin kavrama kabiliyetini nasıl etkileyebildiğini açıklamaya yardımcı olmaktadır. İnternete benzer şekilde, beyindeki bütün bilginin mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde aktarılmasının gerekli olduğu gözükebilir. Bu da bütün aksonların eşit derecede miyelinli olması gerektiği manasına gelebilir. Fakat nöronlar için daha hızlısı, her zaman daha iyisi değildir.
 
Beyinde, nöronlar elektriksel impalsları aşağıya aksonlara doğru ateşlerler; platin elektrodlarla teçhizatlı laboratuarda mikrop üreten tabaklarda fetal farelerde artan nöronlar tarafından onlardaki impalsların modellerini uygulamaya koyabiliriz. Bu impalsların nöronlardaki belirli genlerin çalışmasını düzenleyebildiklerini keşfettik. Genlerden bir tanesi miyelin oluşmaya başladıkça aksonun etrafındaki membranın ilk tabakasını yapıştırmak için çok önemli olan L1-CAM adı verilen yapışkanlı proteinin üretimine neden olmaktadır. Gliya’nın aksonlar aracılığıyla atılan impalsları ‘’dinleyebildiğini’’ ve o duyulan trafiğin, astrosit adı verilen bir tür gliyal hücrenin artan impals trafiğini hissettiğinde kimyasal bir faktör saldığı trafiğin miyelinasyonunun aşamasını değiştirdiğini de keşfettik. Bu kimyasal kod, oligodendrositleri daha fazla miyelin oluşturmak için harekete geçirir. Zihinsel yavaşlamaya ve anormal miyeline yol açan ölümcül Aleksander hastalığına yakalanan çocuklar astrosit geninin mutasyonuna sahiptir. Mantık da beyaz maddenin kavrama kabiliyetini nasıl etkileyebildiğini açıklamaya yardımcı olmaktadır. İnternete benzer şekilde, beyindeki bütün bilginin mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde aktarılmasının gerekli olduğu gözükebilir. Bu da bütün aksonların eşit derecede miyelinli olması gerektiği manasına gelebilir. Fakat nöronlar için daha hızlısı, her zaman daha iyisi değildir. 
 
 
Değerli Katılımcı, Bu anket, Üsküdar Üniversitesi’nde yürütülen akademik bir çalışmada kullanılmak üzere hazırlanmıştır. Lütfen ankette yer alan her ifadeye belirtilen seçenekler doğrultusunda içtenlikle yanıt veriniz. Anket sonuçları kişi bazında değerlendirilmeyecektir; bu nedenle herhangi bir şekilde isminizi belirtmenize gerek bulunmamaktadır. İlgi ve yardımlarınız için şimdiden teşekkür ederiz.


Yrd. Doç. Dr. Dinçer Atlı, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi

Mete AKOĞUZ, Rehber Öğretmen ve Yaratıcı Drama Uzmanı

Serdar GÜVEN, Kurumsal İletişim Uzmanı, Yaratıcı Drama ve Nöroeğitim Oyunları Tasarımcısı

https://docs.google.com/forms/d/1u43e6O3xu0R7L2EhkyaOXJeOV9mOPYuzsajHTCc3E5w/viewform?c=0&w=1